Aşık Hasan

HAYATI

a) Menkabevi Kişiliği:
Halktan dinlediğimize göre, Âşık Hasan Erkilet’te çiftçilikle meşguldür. Birgün Kireçli mevkiindeki bağlarına gittiğinde orada bulunan bir kayaya bağrını vermiş ve uyuya kalmıştır. Bu sırada pîrler ellerinde bir bardak dolusu bâde ile Hasan’a gelmişler ve bâdeyi içmesini söylemişler. Bâdeyi içen Hasan uyandıktan sonra hemen şiir söylemeye başlamış, kendisinde büyük bir değişiklik olduğunu anlamıştır.
İşte Âşık Hasan’ın, âşıklık hayatı böylece başlıyor. Erkilet’te reçberliğe devam eden şâir, bir ara Çerçi olarak Yozgat’a, Akdağmadeni’ne Kırşehir’e Çiçekdağı’na gidip oraları gezer. Çiçekdağı’nda Döne isminde bir Âşık kız ile karşılaşır. Âşık Döne ile irticalen şiir söyleme ve Muammâ çözmede yarışan Âşık Hasan, Döne’yi mağlup eder. Anlatıldığına göre Döne’nin mağlubiyetine sebep olan Muammâ şöyledir:
Âşık Hasan, çayırda yayılan gri renkte bir dana görür ve bunu Muamma olarak Âşık Döne’ye sorar:
Göv dana gövde dana
Bak ayakları yerde
Başı da göğ de dana
Söyle bu nasıl dana

Döne, bunun çayırda yayılan gri renkli bir dana olduğunu bilemeyince yenik sayılır. Rivayete göre Muammada mağlup olan Âşık Döne’nin hatırını almak ve mahcubiyetini gidermek ister ve hemen oracıkta Âşık Hasan “döne” redifli bir şiir söyler:
Mevlâ’m insâf versin bizim o yâre
Sinemin başına urdu bir yara
Eğer gider isen bizim diyâra
Hasan olsun sana kul döne döne
Âşık Hasan gençliğinde almak istediği bir kıza dünür salar. Kız da Âşık Hasan’ı ve evlerini yakından tanımak için köye gelen çingenelerden bir kadın ile Hasan’ın evlerine girer ve “elek, kalbur var” diye seslenir. Bu durumu sezen Âşık Hasan, hemen oracıkta:
İstersen kalbur sat, istersen elek
İstersen kavun ye, istersen kelek,
Kader ile kimse tutamaz bilek
Mağrursan, hüsnüne tükürür felek
der ve o kızı almaktan vazgeçer.
Âşık Hasan’ın babası da kendisi gibi şâir ruhlu bir kimsedir. Kireçli bağlarında bulunan bir kayayı bağın içinden çıkarmak isterken babası, Âşık Hasan’a şöyle der:
İnsan kocayınca beli bükülür
Gözünün güheri yere dökülür
Yalnız taş duvar olmaz yıkılır
Oğul Hasan devirelim dağları
Ölmeyene bir ümittir bu dağlar

Söylendiğine göre Erkilet eşrafından Kürkçü Mustafa Ağa, Âşık Hasan’ı düğüne davet eder ve delikanlılardan bir kaçı Hasan’ı da alıp Erkilet’in Has bağ mevkiine giderler. Yenip içildikten sonra, getirdikleri Çinğene kızını çıkarıp oynatmak isterler. Âşık Hasan bu duruma çok kızar. Oradan uzaklaşırken:
Ettiler yemini yemine kandık
Çektik bıçağı candan usandık
Yüzüne baktık Müslüman sandık
Hiçbir insana itimat kalmamış
der.
Âşık Hasan, Molu’ya buğday ügütmek için gider, değirmende Hasan’ın getirdiği Seklem’e göz dikerler ve gece ununu çalarlar. Bu hırsızlık olayına üzülen Âşık Hasan, Moluluları hicveder. Durumu öğrenen Molu Eşrafından Arif Ağa, Hasan’ın boş çuvallarını kendi zahire ambarından doldurur ve Aşığın gönlünü alırsa da Molu’yu ve buğday hırsızlarını affetmez. Onları şöyle hicveder:
Molu’ya geldik övdük Kemer’i
Emmilerde gonca gülün tomarı
Arif Ağa’dan başkasına vurun semeri
Kefeniniz hasır olsun Molulu

Molu’nun ırmağı enginden akar
Çıkmış güzelleri yüksekten bakar
Hasıra gelince ustalar çıkar
Ustalıkla hasır dokur Molulu

Ölçekleri vardır eklem ekleme
Gözlerini dikmişler ala-sekleme
Sağlık ile bu değirmeni bekleme
Kefeniniz hasır olsun Molulu
Bir gün Âşık Hasan’ın kerametine inanmayan Hakverdi oğlu Ali, Onu denemek, kerametini anlamak için Erkilet eşrafından bazılarıyla birlikte Âşık Hasan'ı da kendi evine davet eder. Yemekler yenildikten sonra sofrada bulunan fakat içinde ne olduğu belli olmayan “Kapaklı”yı ev sahibi Ali, Âşık Hasan’ın açmasını ister.
-Âşık bu kapaklıda Mahzeminden gelen çok kıymetli bal var. Açta birlikte yiyelim-
der. Âşık Hasan da:
- Bu vazife ev sahibine düşer. Sen açta biz yiyelim-dediyse de durumu daha önceden bilen ve bu sınama ve deme de yemekte bulunan Erkilet eşrafı Âşık Hasan’a açması için israr ederler. Bunun üzerine Kapaklıyı açmadan önce yemekte bulunanlara döner:
Konuşmayın Hakverdi’nin Ali’ynen
Hevek gelecekti hani çalıynan
Misk kokulu Mehzemin balıyınan
Buyurun ağalar boş kapaklıya

diyerek, Kapaklı tasının içinde bal olmadığını boş söyleyip Kapaklıyı açar. Gerçekten de boş olduğunu gören davetliler Hakverdi oğlu Aliye dönüp
-Biz sana demedik miydi ki Onda bir çok keramet vardır.
Yaptığından pişmanlık duyan ev sahibi ve diğerleri Âşık Hasan’dan özür dilerler ve Onun kerametini de bir daha görmüş olurlar.
Âşık Hasan vefat ettiğinde (veya Erkilet’i terk edip gittiğinde) Sahipsiz kalan ineği, köyde orda bur da, dağda bağda bahçede gezer otlar durur ve bu ineğe hiç kimse dokunmaz istediğini yapar. Bu olay Erkilet’te günümüzde söylenen bir deyim olarak yerini almıştır. İşsiz, aylak aylak boş gezen insanlara: “Aşık Hasan’ın ineği gibi ne geziyorsun” derler. Sahipsiz gezip dolaşan bu ineği bir gün Erkilet’in yakınında bulunan bir kaya ansızın yutuvermiş. Bu kayaya bugün de “İnek yutan kaya” derler.
Söylendiğine göre Âşık Hasan’ı görmek Onunla söyleşmek ve atışmak isteyen Develili Seyranî, bir gün Erkilet’e gelir. Mevsim yaz olduğu için Erkiletliler bağ evindedirler. Seyranî bir bağ evinde misafir olur ve Hasan’ı yanına ister. Dâvete icâbet gerektir diyen Âşık Hasan Seyranî’nin yanına varır ve hoş-beşten sonra, Onunla atışmaya başlar. Sonunda mağlup olan Seyranî sazını alıp Erkelet’i terk eder.
Aşık Hasan’ın, gençliğinde hali-vakti yerinde iyi bir çiftçi olduğu halde ihtiyarlığında fakir düştüğü bir fincan kahveye bile muhtaç hale geldiği, tamamını elde edemediğimiz bir koşmasından anlaşılıyor:

Perişan olurum olmazsa elde
Lezzet kalmadı damakta dilde
Vardığım mecliste olduğu yerde
Bahşedin Hasan’a bir fincan kahve

Âşık Hasan’ın seçme şiirlerini Kayseri’de görevde bulunan 5. Ordu mülazımlarından daha sonra yüzbaşı olmuş Mehmet Şevki, 1315’te, bastırmak ve bir kitap haline koymak üzere İstanbul’a götürmüş, ancak bir daha haber alınamamıştır. Âşık Hasan Sivastopol Harbi sona ererken hasta yatağında “Tanrım bana biraz daha mühlet verse de gazi olarak dönecek olan köyümün askerlerine bir destan söylesem (yazsam)”demiş. Ancak ömrü mü yetmedi, yazdı da bize mi ulaşmadı şimdilik meçhuldür.

b) Tarihi Kişiliği:

1. Doğum Tarihi:
1993 yılına kadar, bu konuya ışık tutan yazılı bir kaynak olmadığından bundan önce, Âşık Hasan hakkında yayımlanmış kitaplarda(1) ve dergilerde(2) çıkan yazılar O’nun doğum tarihi hakkında tahmini bir rakam olan 1771 yılını göstermişlerdir. Ancak Kayseri İl Özel idaresi Yayınlarından “Kayseri’de ilk Nüfus Sayımı” isimle kitap, Sayın Hüseyin Cömert tarafın neşredilince Âşık Hasan’ın doğum tarihi de 1772 olarak kesinlik kazanmış oldu. (3)
Adı geçen kitapta Aşık Hasan için şu bilgiler bulunmaktadır:
“Mahalle-i Yukarı, Muhtar-ı evvel, kır sakallı Âşık Hasan 59, oğlu ter bıyıklı Halil 20, diğer şab Mehmed 15, diğeri şab İbrahim 11. ”
Buradan anlaşıldığına göre, Âşık Hasan, Erkilet’te Yukarı Mahallenin Muhtarıdır ve onun üç oğlu vardır. Âşık Hasan’ın doğum tarihi de 1771 değil 1772 dir.


2. Doğum Yeri:
Onun doğum yeri hakkında, hiçbir tereddüt yoktur. Âşık Hasan Erkilet Nahiyesinin Yukarı mahallesinde meskun olan, Hamildi Oğulları diye bilinen bir aileden dünyaya gelmiştir.

3. Babası ve Annesi:
Âşık Hasan’ın babasının ismi Hamit ve dedesinin ismi de Hasan’dır ve annesinin isimleri bilinmemektedir. Ancak babası da kendisi gibi şâir ruhlu bir insan olduğu, Ona izafe edilen bir kıt’a şiirden anlaşılıyor. İhtiyar Erkiletli’lerin anlattıklarına göre Kireçli mevkiinde bulunan bağlarında Hasan ile birlikte çalışırlarken babasının:
İnsan kocayınca beli bükülür
Gözünün güheri yere dökülür
Yalnız taş duvar olmaz yıkılır
Oğul Hasan devirelim dağları
Ölmeyene bir umuttur bu dağlar
diyerek şiir söylediğini dolayısıyla babasının da şâir olabileceğini fakat şiirin tamamını hatırlayamadıklarını ifade ettiler.

4. Mahlası:
Âşık Hasan hakkında bilgi veren kişiler yazdıkları kitaplarda ve dergilerde, O’nun mahlası’nın Zehni olduğunu belirtmişlerse de, bu mahlas yanlıştır. Herhalde eski yazıyı okuma zorluğundan olacak ki, Zeyni’yi yanlış olarak Zehni diye okuyuvermişlerdir. Eski yazıya vakıf olanlar Onun mahlasını hiçbir tereddüde mahal vermeden Zeyni olarak okurlar. Bizde öyle okuduk; ancak bu Zeyni mahlası, şiirlerinde pek fazlaca geçmez. Zeyni mahlasını kullandığı 4 şiiri elimizde mevcuttur. Önceleri Zeyni mahlasını kullanın Âşık Hasan, sebebi belli olmayan bir şeyden dolayı bu mahlastan vazgeçmiştir. Bize öyle geliyorki. Âşık Hasan, Âşık Ömer hayranıdır, daima Onu rehber edinmiş, birçok şiirlerinde Âşık Ömer’in kullandığı redifleri kullanmış ve bazı şiirlerini ise adeta kopya edercesine azbir farkla yazmıştır.
Bilindiği üzere Âşık Ömer de önceleri Vehbi mahlasını kullandığı halde sonradan bu mahlası bırakarak şiirlerini kendi adı olan Ömer ile yazmıştır. (4)
“Mahlasım Âşık Vehbi Ömer’dir çün adımız”
Öyle anlaşılıyor ki, Âşık Hasan da, çok sevdiği ve hayranı olduğu Aşık Ömer’in yolunu takip etmiş; önceleri Zeyni mahlasını kullandığı halde, sonradan bundan vazgeçmiş ve Hasan ismini kullanmıştır.
Âşık Hasan’ın, Zeynî mahlasını terk etmesine dair bir kıt’asında şöyle demektedir:

Bir garibe olmasa zevk ü safâ vuslata
Çekmezim bir dem gam-ı gurbet haram olsun bana
Der ki Hasan bir misâlin vasf ederesem bir dahi
Akılâne Zeyni ile şöhret haram olsun bana (Kıt’a. 1)

5. Oğulları:
Âşık Hasan’ın İbrahim redifli destanından Onun bir oğlu olduğunu biliniyordu. Ancak son zamanlarda neşredilen “Kayseri’de İlk Nüfus Sayımı” isimli kitaptan anlaşıldığına göre Onun bir değil üç oğlu vardır; Bunlardan büyük oğlu Halil, ortanca oğlu Mehmet ve küçük oğlu ise İbrahim’dir. Belki de kızları da vardır; fakat nüfus sayımında kızlar, kadınlar ve gayr-i Müslümler yazılmadıklarından, Âşık Hasan’ın kızları olup olmadığını bilmediğimiz gibi, hanımının da ismini bilmiyoruz. Büyük oğlu Halil’in Hasan ve Musa adlarında iki oğlunun varlığı tapu kayıtlarından anlaşılmaktadır.

6. Tahsili:
Âşık Hasan’ın tahsili hakkında elimizde hiçbir belge yoktur. Ancak Onun şiirlerine baktığımızda çok iyi bir tahsil yaptığını, kuvvetli bir medrese tahsilinden geçtiğini sezmek mümkündür. Şiirlerinin tamamına yakını cinas sanatıyla örülüdür. Bir çok şiirlerinde Arapça ve Farsça kelime ve terkiplerin bulunuşu, tasavvufi temlerin ve terimlerin oluşu, tarihi ve efsanevi kahramanların isimlerine yer verilişi, hatta bugün dahi çözemediğimiz bir çok Ebcet hesaplarıyla Muammalara şiirlerinde yer vermesi, Âşık Hasan’ın mükemmel bir tahsil yaptığını göstermektedir.

7. Görevi:
Âşık Hasan’ın görevi olup olmadığını bilmiyoruz. Bildiğimiz Onun yukarı Mahallede Muhtarlık vazifesinde bulunduğudur. Bazı şiirlerinden anlaşıldığına göre O, her Erkiletli gibi çiftçilik, bağcılık hatta çerçilik de yapmıştır. “Döne” redifli koşmasından anlaşıldığı üzere Âşık Hasan’ın çerçilik yaptığı sırada Kırşehir’e gittiği, orada Döne isimli bir şâire ile karşılaştığı anlatılmaktadır. Ayrıca yeni bulunan şiirlerinden anlaşıldığına göre Âşık Hasan Yozgat’a, Akdağmadeni’ne hatta bir Ramazan ayında İstanbul’da bulunduğu anlaşılmaktadır.


8. Ölümü:
Âşık Hasan’ın, ölüm tarihi tam olarak belli değildir. Ancak bazı şiirlerinden hareket ederek, tahmini bir ölüm belirlemek mümkündür. Bir koşmasında:
Nice bu dünyaya gelenler gitmiş
Nice Süleymanlar taht terk etmiş
Hesapta sinimiz seksene yetmiş
Tükendi hararım yazım kalmadı
(K. 14/2)
dediğine göre O artık yaşlanmış, hatta seksen yaşına varmıştır. Ayrıca Erkiletli’lerin yaşlılarından dinlediğimize göre Âşık Hasan’ın küçük oğlu İbrahim Sıvastopol harbine gitmiştir. O’nun hasretiyle yanan yaşlı baba Âşık Hasan, hastalanmış hasta yatağında oğlu İbrahim’e “İbrahim” redifli bir destan yazmıştır. Ne yazık ki biz bu destanın tamamını elde edemedik, destandan anlaşıldığına göre O artık İbrahim ile görüşmekten ümidini kesmiştir. Evlat hasret ve yurt sevgisiyle dopdolu olan bu destanda “vatanı sevmek imandandır. ” Hadis-i şerifinin lafzını kullandığı gibi ümitsiz oluşunu şöyle ifade eder:

Tâ ezel ezelden kemdir bahtımız
Viran oldu gönül köşk ü tahtımız
Allah bilir oğul ahir vaktimiz
Belki görüşmemiz güman İbrâhim
(D. 3/3)
Muhtemel ki O hasta yatağından bir daha kalkmamış, evlat hasretiyle kalbi yanarak, ciğeri sızlayarak, kendine verilen emaneti yerine teslim etmiş, Hakkın rahmetine kavuşmuştur. Sıvastopal harbinin sonlarını göz önünde bulundurarak Âşık Hasan’ın vefat tarihinin de 1856-7 olması muhtemeldir.

c) Kayseri Halk Şâirleri Arasında Yeri:
Bilindiği üzere Kayseri halk şâirleri arasında Âşık hasan en yaşlı olanıdır. 19. yüzyılda yaşamış olan Kayseri şâirlerinin doğum tarihlerine baktığımızda Onun, diğerlerinden daha yaşlı olduğunu görmekteyiz, dolayısıyla Âşık Hasan’ın, kendisinden sonraki Kayseri Halk şâirleri üzerinde tesirleri muhakkak olmuştur.
Kayseri Halk Şâirleri’nin doğum tarihleri ve yaş farkları sırasıyla şöyledir.
Erkiletli Âşık Hasan : 1772 yılında Erkilette doğmuş, 1856-7, yıllarında yine Erkilette vefat etmiştir. Bu duruma göre Âşık Hasan 85-86 yıl yaşamıştır.
Dadaloğlu: 1785 YILINDA DOĞAN Dadaloğlu, 1865 veya 1868 yılında vefat etmiş olduğu tahmin edilmektedir. Bu duruma göre Âşık Hasan Dadaloğlundan 13 yaş daha büyüktür.
Molulu Âşık Revî: 1811 yılında Molu köyünde doğan Revai, 1883 yılında yine aynı köyde vefat etmiştir. Âşık Hasan, Revai’den 39 yıl daha büyüktür.
Kayserili Âşık Himmetî: 1811 yılında Kayseri’nin İsaağa mahallesinde doğmuş, 1891 yılında, yine Kayseri’de vefat etmiştir. Âşık Hasan, âşık Hikmeti’den de 39 yaş daha büyüktür.
Yeşilhisarlı Âşık Gülşeî: 1815 yılında Yeşilhisar’da doğan Gülşani 1883 yılı içinde, yine Yeşilhisar’da vefat etmiştir. Buna göre Âşık Hasan, Gülşaniden, 43 yıl daha büyüktür.
Bünyan/Gergeme’li Âşık Sıtkî; 1820 yılında, Gergeme köyünde doğup 1873 yılı içinde, aynı köyde vefat etmiştir. Bu duruma göre Âşık Hasan, Âşık Sıtki’dan da, 48 yıl daha yaşlı olduğu görülmektedir.
Görülüyor ki, Kayseri halk şâirlerinden yaşça daha büyük olan Âşık Hasan onlara ağabeylik yapmıştır. Kayseri halk şâirleri de Âşık Hsan’dan oldukça faydalanmış, bilgi ve tecrübelerinden istifade etmişlerdir. O yıllarda Erkiletli Âşık Hasan’ın evi, gerek Kayserili Âşık lar ve gerekse çevre illerden gelen âşıkları uğrak yeri olmuştur. Kendisini ziyarete gelen âşıklara her hususta yardımcı olan Âşık Hasan, bazı şiirlerinde âşıkların densizliğine, bilgisizliğine cevap vermiş; bazılarını isim vermeden epeyce hırpalamıştır. Bazı âşıklar onu bilmeden hicvetmişler, fakat onunla karşılaştıktan sonra da, Onu övmek, methetmek durumunda kalmışlardır. (*)
Âşık Hasan’ın şiirlerinden birinde, Türk halk şâirlerin literatüründe ilk defa adını duyduğumuz Âşık Tuffâhî:
Sarılmış iller cilveler eyler hep safasında
Kuşun bile var eşli eşi arar yuvasında
Tuffâni naçar münasip bir yâr hem havasında
Akçesi benden sözü de sizden yâri de ilden
ile başlayan şiirinde ailesinin öldüğünü ve Âşık Hasan’dan kendisini evlendirmesi için yardım istediğini, elimizde bulunan tek şiirinden anlamaktayız ki, Âşık Hasan, Tuffâhî’ye bir şiirinde sabır tavsiye ettiği gibi, kaderin önüne kimsenin geçemiyeceğini, nasibinde evlenmek var ise, buna kimsenin mani olamayacağını açık bir ifade ile söylemekte ve Ona sabır tavsiye etmektedir. Biz, Âşık Tuffâhi’nin nereli olduğunu bulamadık; elimizde mevcut bir şiirinde başkaca hakkında hiçbir bilgimiz yoktur.
Âşık Hasan’ın şiirlerinde zikrettiği bir başka şâir de, Âşık Fikri’dir. Onun da nereli olduğu, nasıl bir şâir olduğu bilgimiz dışındadır. Ancak, Âşık Fikri’nin, Âşık Hasan’ın bir şiirine nazire yazdığını bilmekteyiz. (**)
Kayseri Halk şâirleri üzerinde etkisi olan Âşık Hasan, Önemli ve sayılı âşıklarımızdan biridir. O Âşık Hicabî, Âşık Rûzî, Âşık Revaî, Âşık Himmetî’yi ve Âşık Seyranî’yi de etkilemiş olduğu bu şairlerin şiirlerinde görülmektedir. Âşık Seyrânî ile çağdaş olan Âşık Hasan, Onunla görüşüp görüşmediği belli değildir. Seyranî’den yaşlı olan Âşık Hasan, kendisiyle görüşmek için gelen âşıklar arasında her halde Seyranî de olmuştur. Her ikisini de bilgili, görgülü, medrese tahsili görmüş kalem şuarasından oldukları yazdıkları şiirlerden anlaşılmaktadır.
Ancak aralarında bulunan bariz fark; Âşık Seyrâni’nin, saz çalıp söylediği halde, Âşık Hasan’ın saz çalıp çalmadığı bilinmemektedir. Onun saz çaldığına dair herhangi bir rivayet olmadığı gibi şiirlerinden de anlaşılacağı üzere, açıkca bir belirti ve bir işarette yoktur. Bir Semaî’sinde:
Rûyinde gülleri taze
Tahammül edemem naza
Senin methin gelip saza
Makâl ister mi ister ya
(S. 1/2)
demesine rağmen, Âşık Hasan’ın saz çaldığını söylemek mümkün değildir. İleride yeni şiirleri elimize geçipte değişik bilgiler elde edecek olursak, Âşık Hasan’ın saz çalıp çalmadığı konusunu yeniden değerlendirebiliriz. Âşık Hasan’ın, Âşık Seyranî üzerindeki tesirlerinden sadece birkaç örnek vermekle yetineceğiz. Merak edenlerin her iki şâirin şiirlerini dikkatlice okumaları halinde, bu durum daha da net görülecektir.

ŞİİRLERİDEN BAZILARI

Bu di gamda kaldı gülmemesine
Bak gül memesine hah hah ha sına
Gördüm ki renk almış gül memesine
Sarp yerde el ermez hah hah ha sına

El ayak erişmez yanası dilber
Hele bir kez göğsü yanası dilber
Yaktın beni nara yanası dilber
Bir ile giderim hah hah hasına

Senin için hazırlanmış oda var
Pervanesin yanmağa oda var
Huri de var kılman da var o da var
Meyl etmem hubların hah hah hasına

Hasan’ın yârmadan çıkar ününü
Ver cem eyle şahların ününü
Âh hasrette okuyacak ününü
Ne güzel yakışır hah hah ha sına.

........................................................................................................................................................


101

Kâse-yi zerrin gördüm sâkiyâ meyden tehî
Zeynî aklım başdan aldı ol serv-i sehi

102
Eğer kanun eğer âdet güzelden
Zekat için büse alırlar güzelden

103
Gözlerimin âdetidir dâim gözler güzeli
Gözlerimin hatırıçin ben severim güzeli

104
Ne kadar karnım uç olsa doyar bir iki lokmadan
Velâkin gözlerim doymaz güzel yüzüne bakmadan

105
Ğarip olmaz eden terk-i diyarı
Ğarip odur anı terk ede yâri


........................................................................................................................................................

106

Perişan olurum olmazsa elde
Hiç lezzek kalmadı tamakta dilde
Vardığım mecliste olduğum yerde
Bahşedin Hasan’a bir iki kahve

107

İki yüzlü olma ey-şah-muhterem
İki yüzlü olanda olmaz kerem
Kağıt iki yüzlü olduğu için
Yüzüne kara sürer dâim kalem

108

Eşekler hanedan olmuş
Ne haber küheylanı
Her gelen denemek ister
Kulun garip Hasan’ı

109

Çok aradım bulmadım
Kalbime bir muvafık
Muvafık sandıklarım
Külli oldu münafık